T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI Sakarya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Kamplı, Davlumbaz Yaylası, Çubuk Gölü ve Göynük Turumuz 22-23 Temmuz 2017

22-23 Temmuz 2017’nin güzel bir hafta sonunda 3 kişi 74 km. mesafede Akyazı İlçesine bağlı Davlumbaz Yaylasına, ardından da Bolu İline bağlı Çubuk Gölü ve Göynük İlçeleri olmak üzere toplamda 190-240 km.lik kamplı bisiklet tur gerçekleştirdik.

Hafta sonu hava bisiklet sürmeye oldukça elverişliydi. Bu tura Erkan TANK sabahın 06:00’da Ferizli İlçesinden yüklü halde bisiklet sürerek Adapazarı’na, Serkan AKINCI’da Arifiye İlçesinden 9 km. pedal çevirerek geldi. Bende Merkezden katılarak Erenler İlçesinde Hendek Yolu üzerinde yer alan Sakarya Köprüsü üzerinde buluştuk. 74 km. lik yolumuzun 62 km. si asfalt yol 12 km. si ise toprak yoldu. Şehir merkezi dahil olmak üzere 30 mt. den 1400 mt. ye kadar tırmanma gerçekleştirdik. Dokurcundan sonra 14 km. lik tırmanış alanını %7 ortalama eğim ile sürekli olarak tırmandık. Bazı noktalarda %19 ile 24 arasında dik yerleri de vardı.

Yola çıkmadan önce son hazırlıklarımızı ve kontrollerimizi buluşma noktamızda tamamladık. Yükümüz dengeli ve eşit olması için ağırlıklarımızın bir kısmını bisikletin ön kısmına yerleştirdik. Siz siz olun mutlaka bisikletin ön kısmına ağırlık koyun, mümkünse dengeleyin. Bu size hem düz yolda hem de yokuşlu parkurlarda büyük avantaj sağlıyor. Hele ki inişlerde, dönüşlerde savrulmanızı önlüyor.

Yolculuğumuza sabahın 7:30’da başlayarak 37 km. mesafede yer alan Kuzuluk Beldesine varıyoruz. Alışveriş yapmak için burada yer alan 3-4 tane markete gidiyoruz. Alışverişin ardından aldıklarımızı eşit miktarda dağıtarak tekrardan yola koyuluyoruz. Kuzuluk Beldesine kadar her şey çok güzeldi, yolu düzdü ama artık yavaş yavaş tırmanmaya başlama vakti gelmişti.

Yaklaşık olarak Dokurcuna kadar 23 km. boyunca irili ufaklı olmak üzere çoğunlukla çıkış gerçekleştirdik. Yolculuk boyunca ara ara atıştırarak gıda takviyelerinde bulunduk. Böyle yüklü veya yüksüz yolculuklarda gıda takviyesi şart. Güneşte artık gün yüzünü bize göstererek içimizi ısıtmaya başlamıştı, bu günkü hava tahminleri havanın 32 dereceleri bulacağını söylüyordu. Hele ki Sakarya gibi nemli bir memlekette yaşıyorsanız ve asfaltta bisiklet sürüyorsanız bunun size yansıması 45 derece sıcaklık 90 derece nem olacaktır ve sizi bunaltacaktır.

Bu yüzden yanınızda güneş kremi getirmenizde fayda var. Ya da uzun kollu koruyucu kıyafetler tercih etmeniz de sizi aşırı sıcaktan koruyacaktır. Bizlerde bu tedbirleri aldığımızdan yolculuk boyunca bir sıkıntı çekmedik. Nihayetinde Dokurcun Beldesine varıyoruz. Serkan’ın burada çocukluk arkadaşı Nihat abi varmış, hiç vakit kaybetmeden onun yanına giderek adeta baskın yapıyoruz.

Nihat abimiz de bizi görünce çok şaşırıp çokta seviniyor. Biraz ayak üstü birazda oturarak sohbet ediyoruz. Hoş sohbetin ardından burada güzel yemek yiyebileceğimiz bir yer var mı? diye soruyoruz. Bize güzel bir lokanta tavsiye ediyor. Onun vesilesiyle lokantaya giderek 14 km. lik çıkış için enerji depoluyoruz.
Yemeğin ardından Nihat abi yanımıza gelerek işletme sahibine bunlardan ücret alma dedi. Meğersem lokantanın sahipleri ile esnaf komşularıymış, Biz ne kadar karşı çıksak ta bir türlü yediklerimizin ücretini ödeyemedik. Çaktırmadan al, şöyle al, böyle al desek te bir türlü veremedik. Ne diyelim her ikisi içinde ALLAH kabul etsin.

Yemeğin ardından Dokurcunu en iyi özetleyen köprü başında dere kenarında asırlık çınarların gölgesinde serin serin bir de çaylarımızı yudumladık. Artık 14 km. boyunca tırmanma vakti gelmişti, ilk 2-3 km. lik yolun haricinde parkur boyunca hiç çeşme olmadığını öğrendik. Bu yüzden yola çıkmadan önce extra litrelik su alarak suluklarımızı da doldurduk. Yol boyunca bir tane Davlumbaz Yaylası tabelası var. Onu gördüğünüzde sola dönmeniz yeterli olacaktır. O yol doğrudan yaylaya gidiyor. Yol içinde şunları söylemek istiyorum. Taşlı toprak yol, bazı yerleri ise tamamen toprak yol. yaylaya kadar ilk 3 km. hariç 11 km. boyunca sürekli olarak böyle yollardan geçiyorsunuz.

Bisikletlerimzin önüne ağırlıkları koyduk ki yokuş çıkarken tüm yük arkaya ve ayaklara binmesin, seleyi yükselttik ki az enerjiyle çok yokuş çıkmak için, maşaları kilitledik ki extra efor sarf etmeyelim diye, kısacası tedbirlerimizi tam aldık ve yola koyulduk. Tırmanma etabında en şanslı kişi bendim, nedeni ise 30 vites bisikletin dişli avantajından ve kilitli ayakkabı kullandığımdan, Serkan 27 vites ve normal ayakkabı Erkan ise 27 vites kelepçe pedal ile bütün turu tamamladı. Unutmadan yazmak isterim 30 vites diye bu uçak hızında gider diye düşünmeyin çok yanılırsınız. İnişlerde ve düz yollarda bisiklet hiç gitmiyor. Bu yüzden turun genelinde tırmanma parkurları hariç tamamında benden avantajlıydılar. Hep peşlerinden pedal çevirerek yetişmeye çalıştım. Ayrıca Serkan 27.5 jant 2.0 lastiklerle, Erkan ise 26 jant 1.90 asfalt lastiklerle bisiklet sürdü, benim lastiklerim ise 2.2 kamyon lastiğiydi.

İşin teknik boyutundan ziyade birbirimize uyumumuz, saygımız son derece mükemmeldi. Hep birbirimizi destekledik ve çektik. Dokurcunda sohbet sırasında ayı durumunu da sorduk. Son 5 yıl içerisinde her yılda dahil olmak üzere doğaya çok fazla ayı salmışlar, bu bizi başlangıçta değil de ıssız orman dokusuna geldiğimizde azda olsa tedirgin etti. Böyle parkurlarda en iyi teknik, birlikte mesafeyi koruyarak, hatta birlikte toplu halde gitmektir. Bunun yanı sıra konuşmak ve yer yer ses çıkartmak hayvanların önünüze çıkmanızı engeller. Bir püf nokta da çıkışlarda sağa doğru dönerken sol şeritten sola doğru dönerken de sağ şerittin gitmek en iyi çözümdür. Bunun amacı yolu geniş ve uzun açıdan görebilir, önünüze çıkabilecek olası tehlikeleri önceden görmenize vesile olur.

Yokuş çıkarken bir pat pat veya traktör çıksın dedik ama hiç öyle bir şeye denk gelmedik. İşin özü aslanlar gibi babalar gibi yüklerimizle tırmandık. Ara ara gıda takviyesi, su takviyesi de yapmayı hiç ihmal etmedik. Bazı mesafelerde aralıksız olarak 4 km. boyunca sürekli tırmandığımız noktalar oldu. Bazı noktalarda durarak nabız düşürdük. Hava güneşli ve sıcaktı ama biz tırmandıkça doğa içerisinde serinliyorduk. Yolun sürekli olarak virajlı olduğunu da belirtmek isterim. Nihayetinde ıssız ormanı geçerek 1400 mt. yani Davlumbaz Yaylasına varıyoruz. Bir denizde kaybolmuşta bir adaya düşmüş kadar seviniyoruz. Yalnız manzaralar, çiçekler ve evler öyle muazzam ve büyüleyici ki kendimizi bu güzelliklerden alıkoyamıyoruz. Yaylada kendimize yer aramaya bir insan bulup konuşmaya koyuluyoruz.

Yaylanın tam orta kısmında büyük bir çeşme ve çadır kurmaya uygun bir ağaçlık alan var. Biz bu alana vardığımızda çobanlık yapan bir abimizi görüyoruz. Hemen yanına giderek selam veriyoruz ve bölge hakkında bilgiler alıyoruz. Sağ olsun bizimle çok ilgilendi. Bize isterseniz burada kalabilirsiniz dedi, yabani hayvanlar buralarda çok olur, buralara gelmezler, zaten gelseler de karşılarında 1 metre boyunda hakiki kangal köpeklerini bulacaklardı dedi. 

Bizde bu söylemlerden sonra çadırımızı ilk etapta yayla evlerine ve bu alana kurmaya karar verdik. Çadırlarımızı kurup yerleşmeden önce Sülüklü Gölü gören en iyi manzarayı görmek için heyelan alanının yanına kadar bisikletlerimizle gittik. Haritadan bakıldığında Davlumbaz Yaylası düz bir araziye benziyor, fakat gerçekler böyle değil, her yer yüksek yüksek tepelerle ve vadilerle dolu.

Hayvan eğiticisi bize isterseniz aşağıda bir çeşme var, oraya da çadır kurabilirsiniz dedi, yalnız yabani hayvanlar için size söz veremem dedi, bizde o alana doğru gidip bir ortamı görelim dedik. Gölü iyi gören bir nokta bulana kadar heyelan alanında keşfe çıktık. Keşif esnasında en iyi manzarayı gören bir alan gördük, bu alanda günübirlik piknikçilerde vardı, hemen yanlarına giderek selam verdik.

Piknikçilerde orada mangal yapmışlar yemek yiyorlardı, biz ise daha yemek yememiş kendimize yer arıyorduk. Piknikçiler sağ olsunlar bize ikramlarda bulundular. Onların ikramlarıyla birazda olsa kendimize geldik. Kendilerine buradan teşekkür ediyoruz. Çünkü biz önce çadır kur, malzemeleri hazırla, yemekleri pişir en azında 1 saat daha vakit ve enerji kaybı yaşayacaktık.

Daha sonra piknikçiler bu manzaralı alandan ayrıldılar ve meydan bize kaldı. İstediğimiz yere konuşlandık, kimimiz çadır kurmakla, kimimiz yemek hazırlığı ile, kimimiz de odun toplamakla meşguldü. Yalnız şunu dile getirmem lazım, burada odun bulmak oldukça sıkıntılı, her yer uçurum, ateş için odun bulsanız bile oldukça uzak mesafelerden taşımanız gerekecek, bizde yakmak için odunlar bulduk ama onları taşımak için, çıkarmak için çok enerji harcadık.

Tüm hazırlıklarımızı tamamladık, çadırlar kuruldu, odunlar toplandı, yemekler pişti, artık manzara karşı keyif çatma vakti gelmişti, çadırları kurduğumuz yer oldukça korunaklı ve rüzgardan etkilenmeyen bir yerdeydi. Tek sıkıntımız acaba ormandan yabani hayvan gelir mi endişesi olmuştu. Çadırlarımızın bulunduğu alana gelen patika yola ses çıkartması için kutu tenekeler koyduk, bisikletlerimizi yan yana koyarak geliş yolunu kapattık, yanımızda getirmiş olduğumuz ışıkları, hatta bisikletin arka ışıkları da dahil olmak üzere tüm ışıklarımızı sabaha kadar açık bıraktık.

Erkan yanında 10 tane torpil getirmişti, bu torpilleri belirli saat aralıklarında yakarak patlattık. Gece saat 21.00-22.00’ye kadar ateşin başında oturduk sohbet ettik. Bulunduğumuz yerden Sülükgöl manzarasını ve buraya uzaktan yakından gelen kampçıları net görebiliyorduk. Onlar gölün etrafına tahmini 25-30 kişiyle gelip çadırlarını kurmuşlar keyiflerini sürüyorlardı. Hava karardıkça kim nereye çadır kurmuş yaktıkları ateşlerden görebiliyorduk. Gökyüzündeki yıldızların sayısı ve görkemini tarif bile edemeyeceğim. Fotoğraf makinamın bu modda çekim özelliği olmadığından gökyüzünü çekemedim.

Aşağıdaki kampçıların bizden avantajları hepsi bir arada olmalarıydı, biz ise dağın zirvesinde tek başımızaydık. Onların durumu avantaj gibi görünse de aslında biz daha avantajlıydık. Nedeni onların bulunduğu alan sulak ve sık orman dokusuna sahipti, bizim bulunduğumuz yer ise uçurumun kenarında, alt kısmımız orman üst kısmımız ise kel tepe misaliydi, bu yönden daha avantajlıydık.

Bulunduğumuz yere yaklaşık olarak 500 mt. mesafede doğal kaynak çeşmesi vardı, su ihtiyacımızı buradan giderdik. Hatta bu çeşmede bir güzelde yıkandık. Yalnız suyu buz gibiydi, resmen titredik. Ama temizlik gibisi yoktu. Hem soğuk su hem de yayla havası ve rüzgarına alışık değilseniz sizi çarpabilir, bu nedenle mutlaka yanınızda yedek kıyafet getiriniz. Bizde öyle yaptık, yıkanır yıkanmaz hemen yedek kıyafetlerimizi giydik, böylece bir sıkıntı yaşamadık. Buranın en güzel yanlarından birisi de internet ve telefonun çekmesiydi, telefon iyi çekiyordu ama internet 3G modunda yer yer çekiyordu. İletişim konusunda hiçbir sıkıntı çekmedik.

Yatmadan önce ateşimizi iyice körükledik ve uykuya daldık. Çadırları kurduğumuz yer aşağıya doğru eğimli olduğundan yatığımızda çadır içerisinde yavaş yavaş aşağıya doğru kayıyorduk. Serkan’la ben çok rahattık ama Erkan içimizde en şanssız olandı, çadırın konumundan sanırım, bütün gece sürekli aşağıya doğru kaydı ve uyuyamadı, gece kalkarak çadırın alt kısmına ağaç dalları koyarak kaymayı önledi. Böylece rahatça uyumuş da oldu. 

Saatlerimizi saban 07.00’ye kurmuştuk, toplamda 5-6 saatlik güzel bir uyku çekmiştik. Uyanır uyanmaz yine bir grup çalışması yaparak, çadırları topladık, kahvaltımızı yaptık, etrafımızı tertemiz yapıp, fazlalıkları yaktık. Doğayı temiz bırakmak insani görevimiz. Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak sözünü her zaman hatırladık. Sabah saat 10.00 gibi tüm hazırlıkların ardından yayla yolu patikalardan Bolu İline bağlı Çubuk Gölüne doğru düştük yollara. Yol dediysem öyle otoban falan beklemeyin, bildiğiniz dağ tepe arazi yolu, bazı yerlerde yol olduğu bile belli olmayan yerler vardı. Yalnız manzaralar harikaydı.

Yaylaların tek hakimi bildiğiniz gibi Kangal köpekleriydi, bizi görür görmez hemen üzerimize çullandılar. Hayvanlarda sürüyü koruma içgüdüsü olduğundan bizi tehdit olarak algılıyor ve hemen saldırıya geçiyorlardı. Gayet sakin bir şekilde bisiklet sürmeden elimizde taşıyarak yolumuza devam etmeye çalıştık. Köpekler bildiğiniz dana kadarlardı, boyları 1 metre uzunluğu ise 1.5 civarındaydılar. Onlar için devasa canavarlardı diyebilirim.

Allah’tan sürünün çobanı oradaydı da köpekler bize saldırmadı, yoksa içimizde en etli butlu Serkan vardı, büyük ihtimalle ilk onu götürürlerdi)))))) Davlumbaz Yaylasından Çubuk Gölüne gidebilmeniz için yaylanın karşısında yer alan elektrik direklerini takip ettik. Biraz ilerledikten sonra karşı tarafta dağların arasında bir köy beliriyor. Burada yol ikiye ayrılıyor, birisi dik bir yokuş diğeri ise köyün içinden sola doğru dönüyordu. Bizde köyün içerisine yani sola dönüş yaptık.

Yol üzerinde iki tane kaynak suyu var, ilk karşılaştığınız su içilmiyor, uyarıda koymuşlar zaten, korkmanıza gerek yok çünkü köyün hemen girişinde oldukça temiz kaynak suyu mevcut. Daha sonra köyün girişinden sola ayrılan ana toprak yolu takip ederek 4-5 km. boyunca iniş yaparak Çubuk Gölüne varıyoruz.
Çubuk Gölüne vardığımızda adeta kendimizden geçiyoruz. Böyle bir güzellik ne Uzungölde ne de Sünnet Gölünde var. Kelimelere sığdıramayacağım kadar muazzam bir görüntü. Bozulmamış doğası, tarihi değirmenleriyle insanı içine çekiyor. Bu alanda yerleşim yeri ve birde için tesis var. Gölde yüzmek yasak. Değirmenleri gezebiliyorsunuz. Gölün etrafında tam tur atabiliyorsunuz. Piknik yapanlar ve balık tutanları da burada görmek mümkün.

Böyle bir yeri anlatmak kelimelere sığmayacağından görsellere bakarak anı yaşamanızı tavsiye ediyorum. Burada 2 saat kadar vakit geçirdikten sonra artık dönüş yoluna geçiyoruz. Bundan sonraki yolumuz artık asfalt yol olduğundan daha rahat ve hızlı bir sürüş gerçekleştiriyoruz. Bazı noktalarda yol çalışması olsa da bir sıkıntı yaşamadan yolumuza devam ettik.

Şimdiki varış noktamız ise tarihi ipek Yolu üzerinde yer alan ve tarihi bütünlüğünü korumuş Bolu İline bağlı Göynük İlçesiydi. Buraya vardığımızda bambaşka bir dünya ile karşılaştık, sanki burası Türkiye’de bir yer değil de Avrupa da bir yer gibiydi, tarihi konakları, evleri, camileri, türbeleri, yeşil alanlarıyla cennetten bir köşeydi.

Burayı gezmek için tam bir gün ayırmak gerekiyordu ama bizimde bu kadar vaktimiz yoktu. Olabildiğince hızlı bir şekilde tüm güzelliklerinden faydalanmaya çalıştık. İlçenin zirvesine birde saat kulesi ve seyir alanı yapmışlar. Hiç vakit kaybetmeden buraya çıkıyorum ve doyumsuz manzaranın keyfini doyasıya çıkartarak ölümsüz kareler çekiyorum.

Burayı size sanıl anlatacağımı bilemediğimden tek kelimeyle özetlemek istiyorum. Anlatılmaz yaşanır. Saatlerimiz 13:30’u gösteriyordu ve bizim daha 90 km. yolumuz vardı, çok fazla oyalanmadan hemen yola koyularak yemek molası için Taraklı’ya kadar pedal çeviriyoruz. Göynükten sonra yani kısacası 90 km.lik yolun tamamında rüzgar hep karşımızdan esti, hatta bazı yerlerde öyle bir esti ki resmen devrilecektik. Rüzgarın şiddet oranı tahmini olarak 25-30 km.hız civarındaydı. Eğer ki bu yolda yüklerimiz olmasaydı yol direncimiz hiç olmayacak çok zor hareket edecektik. Ağırlık faktörü devreye girdiğinden rüzgarı yararak ilerlememizi kolaylaştırdı.

Yolculuk boyunca değişmeli olarak grup takım çalışması yaparak az enerjiyle çok yol kat etmeye çalıştık. Nihayetinde Şener Şen’in mümkünlüsü yani Sakarya’nın Taraklı İlçesine varıyoruz. Hemen bir lokantaya girerek yemek ve ihtiyaç molası veriyoruz. Molanın ardından vakit kaybetmeden dönüş yoluna geçiyoruz. Eve varmamıza artık 65 km. yol kalmıştı. Yolculuğumuz bir an önce bitsin diyerek pedallara yüklenmedik, enerjimizi kontrollü olarak kullandık, zaten Taraklı’dan çıkışta 8 km. %10 luk eğimli bir yokuş çıkıyorsunuz. Bu çıkış ısınmadan kasları zorlamanıza sebep olduğundan temkinli olarak çıkmaya çalıştık.

Yokuşu çıktıktan sonra sağda yer alan bir çay bahçesinde mola verdik. Moladan sonra 20 km. boyunca muazzam bir iniş gerçekleştirdik. İnişimizin süresini tutamadık ama 40-45 km. hızlarla bir hışımla Geyve İlçesine inmişiz. Yokuş sonunda gıda takviyesi alarak geriye kalan 35 km.lik yolculuğumuzu tamamlamaya çalıştık.

Artık sakin trafiksiz ortam bitmiş, Eskişehir-Sakarya E-5 karayoluna bağlanmıştık. 30 km. boyunca duble yoldan emniyet şeridinden yola devam ettik. Bu yol oldukça işlekti, ne zaman bu yoldan geçsem tedirgin olurum. Hız sınırı aşan araçlar ve kamyonların yoğun olarak kullandıkları bir yol. Biz yine tedbiri elden bırakmayarak sıralı bir şekilde yola devam ettik. Bu yol oldukça virajlı olduğundan iki bisikletin yan yana gitmesi oldukça tehlikeli, araçlar hızlı geldiğinden virajı alamayıp, veya sizi göremeyip çarpabilirler. Bu yüzden tık sıra ve emniyet şeridinden gitmek gerekiyor.

Bisikletlerimizin arkasına bizi görmeleri için görünür olabilmek için Türk bayrakları ve parlak folyolar koyduk. Böylece fark edilir olduk. Kaza riskini de en aza indirmiş olduk. Son olarak Karaçam’da soda molası verdik ve bu molanın ardından evimizin yolunu kazasız belasız bir şekilde tamamladık. Ben ve Serkan ortalama 190 km. Erkan ise 240 km. pedal çevirdi. Yüklerle ve bu yükseklikteki rotalar için çok iyi bir performanstı. Tahmini bütçe olarak 2 günlük 40-50 TL. gibi bir harcama yaptık. Günlüğü 25 TL. ye geliyor.
İşin özü, yola, suya ve konaklamaya hiçbir ücret ödemedik. Unutulmaz anılarla ve maceralarla dolu harika bir bisiklet turu gerçekleştirdik. 

Bu güzellikleri de sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Umarım beğenirsiniz. Yazmak istediğim kelimelere dökemediğim her ne varsa af ola, bir daha ki turlarda görüşmek dileğiyle

Çubuk Gölü (1).jpg
Çubuk Gölü (2).jpg
Çubuk Gölü (3).jpg
Çubuk Gölü (4).jpg
Çubuk Gölü (5).jpg
Çubuk Gölü (6).jpg
Davlumbaz Yaylası (1).jpg
Davlumbaz Yaylası (10).jpg
Davlumbaz Yaylası (11).jpg
Davlumbaz Yaylası (12).jpg
Davlumbaz Yaylası (13).jpg
Davlumbaz Yaylası (14).jpg
Davlumbaz Yaylası (15).jpg
Davlumbaz Yaylası (16).jpg
Davlumbaz Yaylası (17).jpg
Davlumbaz Yaylası (18).jpg
Davlumbaz Yaylası (19).jpg
Davlumbaz Yaylası (2).jpg
Davlumbaz Yaylası (20).jpg
Davlumbaz Yaylası (21).jpg
Davlumbaz Yaylası (22).jpg
Davlumbaz Yaylası (3).jpg
Davlumbaz Yaylası (4).jpg
Davlumbaz Yaylası (5).jpg
Davlumbaz Yaylası (6).jpg
Davlumbaz Yaylası (7).jpg
Davlumbaz Yaylası (8).jpg
Davlumbaz Yaylası (9).jpg
Dokurcun (1).jpg
Dokurcun (2).jpg
Dokurcun (3).jpg
Erenler.jpg
Göynük (1).jpg
Göynük (2).jpg
Göynük (3).jpg
Göynük (4).jpg
Göynük (5).jpg
Göynük (6).jpg